Barışın simge kenti ve büyük miras


Kültür ve tarihin yolları bereketli bir coğrafyada kesişiyorsa, o coğrafya uygarlıklara kapısını aralamış demektir. Hele bir de denizlere açılıyorsa. Üstelik, tarihsel derinliği 2 bin 700 yıl ise! Bir de… evet! Bir de o kıyı kasabası ya da kenti, Anadolu topraklarının varoluş nedenine imza atmışsa! Tarih: 3-11 Ekim 1922’in 11. günü. Mekânı: İki katlı ahşap bir ev. Eş, dost ve komşudan acele derlenmiş uzunca bir masa, koltuk, iskemle, aynalı konsol, el işi göz nuru işlemeler ve hokka takımı… Dışarıda ise tedirgin dalgaların kıyısına vurduğu Mudanya kasabası… Konu: Kazanılmış bir zaferin ertesinde “tek kurşun atmadan” Lozan Barış Antlaşması’nı da etkileyecek olan Mudanya Mütarekesi… Masada kimler mi var? İngiltere adına  general C. Harington, Fransa adına general C.A. Charpy, İtalya adına general E. Mombelli. Yunanistan ise beklemede! Karşılarında ise ufak boylu, sakin, kararlı ve kendinden emin biri; İsmet Paşa. 

Savaş gemileri ile Mudanya’ya gelen İtilaf Devletleri temsilcisi generaller de iskelede. Ne gelen ne giden var; sinir içindeler… İsmet Paşa iskeleye bir subayını gönderip generalleri aldırır. Harington, “Bizi karşılamadınız. Gemilerimize dönüyoruz” der. İsmet Paşa “Savaşı biz kazandık. Bundan sonra emrim altındasınız. Ben izin verirsem dönebilirsiniz ancak!” Harington, “Ama çok ileri gittiniz Paşam, kızdırırsanız İstanbul’u yakarım!” diyen generale, “İstanbul’u yakarsan ben de Çanakkale Boğazı’nı kapatıp savaş gemilerinizi balık gibi yüzdürürüm” der demez yumruğunu konsolun mermerine indiriverir. Bu kırık mermer konsol şimdi Mütareke Müzesi’nde…

Uzun ve sancılı günler. Harington daha sonra, “İsmet Paşa bana, Mudanya’da Türk bayrağına bir hafta selam aldırdı” diyecektir… Bir de “Onlar, Batılı komutanlar buraya ‘barış dilenmeye’ geldiler; yoksa barış koşullarını dikte ettirmeye değil” diye yazan bir tanık var: Savaş muhabirliğine tutkuyla bağlı, serüvenci kimliği ile ünlü ve 1954’te Nobel Edebiyat Ödülü’nü alacak olan E. Hemingway. Ne ilginç değil mi? Alın yazımıza noktanın konduğu bir kıyı kasabasında Amerikalı ünlü yazar Hemingway!

KÜLTÜR VE SANATLA DOLU

Mütareke evi bugün akça pakça bir müze. Palmiyelerin kuşattığı Barış Meydanı ise cıvıl cıvıl gençlerle dolu. Cumhuriyetin 100. yılı. Masalsı tarihin, doğanın, lacivert dalgaların kıyısında Anadolu’nun yazgısı… Türkiye’nin ilk kadın heykeltıraşı Sabiha Bengütaş’ın yaptığı İnönü heykeli de bu meydanda. Yakınında Uğur Mumcu Kültür Merkezi. Meydana açılan Girit Sokağı’nın köşesinde de restorasyonu süren 100. yıla adanmış 18. yüzyıl konağı: 1919-23 Destan ve Onlar Müzesi de bu onurlu şölene katılacak… Bir de martılar ve kedilerin yan yana keyif yaptığı küçük sokak denize açılıyor. Yani, doğada başka bir barış!

Mudanya, ÇEKÜL’ün kimlikli 7 bölge 7 kent projesinden biri. Tam anlamıyla Tarihi Kentler Birliği Ödülü gibi birçok ödülün sahibi. Mudanya için müzeler kenti de diyebilirsiniz: 19. yüzyıla ait Tahir Paşa Konağı müzesi de ailenin tüm donanımı ile bir belgeler evi. Orhan Kemal Kütüphanesi vb… Kendine özgü mimarisi ve görkemli makas çatısı ile farklı bir yapıyı da bu kervana katalım: Eski istasyon binası. Bursa ipeklilerini dünya kentlerine taşıyan tren istasyonu bugün özenli onarımı ile hayata geçirilmiş; Montaneia Oteli. Geceleyin ay ışığında yakamozlanan dalgaların tek müşterisi ise gene martılar. Sessizce dalgalarla dans ediyorlar… Aslında Mudanya’da yüzyıllar, görkemli mekânları ile resmi geçitteler. Hamamlar, kiliseler, çeşmeler, tarihi camiler, taş mektepler, manastırlar, duvarlarda gizemli mermer yazıtlar ve koruma kapsamında zeytinyağı fabrikasının her biri; kahveler, palmiyeler, zeytin, üzüm, incir ve çınar ağaçlarının sağlıklı yaşamın diyelim, durak yerleri ve MÖ 7. yüzyıla tarihlenen Prof. Dr. Mustafa Şahin’in başkanlığında Myrleia Antik Kenti kazısı, mozaikleri ile bir anlamda arkeopark. Her biri bu kentte uygarlıkların kamu, yerel, sivil işbirliğini simgeliyor. “Dün vardım, bugün de varım, yarın da olacağım” diyen bir kent.

CUMHURİYETİN KAZANIMLARI…

Kuşkusuz, tüm bu görselliğin ev sahipleri var. Korumayı dil, din ayırmaksızın yıllardan beri sürdürenler. Sevecen, bilgili, çalışkan ve kadın ağırlıklı bir grup; doğa, tarih ve kimlikli bir kent için çalışanlar. Mudanya Belediye Başkanı Hayri Türkyılmaz’a göre Mudanya, barış ve kardeşliğin kenti. Öncelikle Atatürk ve İsmet İnönü’ye çok şey borçluyuz. Zorlu savaşın muhteşem armağanı. Bizler için ne büyük onur. Bir de Mudanya’nın her bir yanı tarih, doğa ve sanat eserleri. Tüm bunların farkındayız. Cumhuriyetimizin kazanımları. Bundan daha büyük miras olur mu?”

Unutmadan eklemeliyim: Koruma kapsamındaki birçok anıtsal yapının yer aldığı Mudanya’nın yakınındaki Trilye de kendi başına bir kimlik. Zeytin üretimi ile uluslararası üne sahip. Belgelere göre 15 hektarlık kentsel sit alanında 900 kadar tescilli mekân var. Geleceğe bir gönderme. Yürüme yollu. Bakkalı çakkalı ile sokak aralarında kahvelenmek, durup çene çalmak ne büyük keyif! Onarılıp işlevsellik kazandırılmış Taş Mektep ise bugün bir kültür merkezi ve daha niceleri onarılmak için sırada…

“Kendini koruyan kent” kimliğine sarılmış Mudanya’nın albenisi, sığınacağı limanı, doğa, kültür ve sanatta arayanlara kapılarını açmış olması. Elimizden kaçırılan kentlerin, kirlenmenin ve dedim dedilerin karanlık dehlizlerinde, günün aydınlığına birazcık da olsa dokunabilmek, serin bir umut; niçin olmasın?



Source link

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*